19 11 2009

hop bir ki üç

Elinde mp3 player, kulağında kulaklık yürüyen tiplerin kendilerini podyumda varsaydıklarını ve daha farklı yürüdüklerini farkettim bugün..

Kulağımda kulaklık, elimde mp3 player olunca!

Böyle sanki herkes seni izleyecek gibi, bir kareografinin parçasıymış gibi...


06 11 2009

en güzel cumalarım...

Artık cuma günlerinin anlam ve önemi var. Bir kaç haftadır... Perşembeden cumanın haberini verip, cumartesi için plan yapmaca... Oğlumla :)

Soğuk havalarda yataktan çıkmak istememe durumu var bir kaç gündür, sabahları.

- Miki bugün, bi de yarın okula işe gidicez ondan sonra tatil aşkım.
- hieee payka mı gidiceeez
- olabilir. hava güzel olursa gideriz

Bir de artık cumaların başka bir özelliği daha var. Her hafta cuma günü kreşte 'sürpriz günü' düzenleniyor. Bütün çocuklar -değil 2/5 yaş grubu- arkadaşlarıyla paylaşmak üzere oyuncak, yiyecek, içecek vs. ıvır zıvırlar götürüyorlar. Bugüne kadar hep yiyecek-içecek gönderdim. Oyuncak türevi şeyleri gönderdiğimde ne olur bilmiyorum açıkçası. Paylaşmaktan çekinmediği halde salonun ortasında birden "onlar benim" demesi canlanıyor zihnimde. Bu cuma sınırımı aşıp gıda göndermemeye karar verdim ve onlara birer boyama sayfası gönderdim. Çok sıradan belki. Ama gönderdiğim sayfada minik kuş var. Kreşin adı da Minik Kuş Anaokulu.. o bağlamda yani. Tabelalarında ve binanın cephesinde minik kuşu gördükleri için onu boyamaktan zevk alabileceklerini düşündüm ve hemen çizittirdim. Ki akşam evde test ettim, Mercan gayet zevk aldı. Hatta "miniiik kuuuuş miniiik kuuuuş" diye bir şarkı tutturdu öylesine. İsteyen şuradan indirip çucuuna boyatabilir. Haftaya da onlara yıldız yaka rozetleri yapmayı düşünüyorum fakat ne tür bir materyalden nasıl ne şekilde temin etmeliyim karar veremedim.

Öyle işte...

Ayrıca ayıptır söylemesi Mercan artık sabahları yatağını topluyor :)) hehe. Ben kendi yatağımızı toplarken bir sabah kendiliğinden sordu..

- anneeeee (bu anne diye bağırmasına erkeksi, haşin, seksüü bir tonlama ekledi artık)
- efem beybi
- bende yataaamı toppayabiliy miyim? (evet gerçekten bunu sordu)
- ~şaşkınlık~ olur oğlum, toplayabilirsin

1 dk. geçmeden...

- anneeeeeee. toppadım. bakabiyiy misin?

bakmam mııı!!! Artık böyle soruyor sorularını, misin, mısın, mıyız... şeklinde. Bunu bir akşam babası söyledi ona. Üst üste 3 biberon süt istemeden sonra süt ambalajı açmaktansa inek sağmayı tercihlerine arasına katabilecek olan sayın koca "süt getir denmez, bana süt getirebilir misin denir" dedi..

ve netice..

küçük bir rica.. yada zaman kazanma çabası :)

akşam eve geldiğinde caillou krizine girmiyor, sabah kalkınca bob the builder diye televizyona yapışmıyorsun. teşekkür. onun yerine sevdiğin çizgi filmleri dvd playera yerleştirip play tuşuna basıyorsun :))) hepsinin jenerik müziği dilimizde pelesenk, yaşamımızın her anına küçük birer dipnot oluyorlar. bütün kareli ekoseli kumaşlar "bokunkiiiii" (bop demek istiyorsun), kız kardeşler de rozi oluyor.

tebrikler

sen olmasan anlatacak, gülecek, kafamda tekrar ettiğim ölünesi anlar olmayacak.

ay lav yu mikiiii


22 10 2009

27 aylık Miki

- Miki!
- Neeee
- Şurda dursana, fotoğrafını çekmek istiyorum
- yütfen mi?
- Evet. Lütfen şurada durur musun?
- hmmm. peki.
- Teşekkürler aşkım.
- hadi çek, kappan geyiyo ordan baaak
- Oğlum, kaplan ormanda olur, evimize gelmez
- Hıııı. payka mı gitmiş kappan
- Olabilir

:))))

Oğlum, her bir günümü, her anımı öylesine renklendiriyorsun ki, tüm bunlar kelimelerle anlatamayacağım, üzerine yorumlar yapamayacağım şeyler. Tek söyleyecebileceğim bana mükemmel deneyimler yaşattığın. Varlığınla beni büyütüyorsun. Yani aslında ben seni büyütmüyorum, ben sana verebileceğimin en iyisini en güzelini vermeye çalışıyorum sadece.

Kreşte artık '3 yaş' kategorisindesin. Dün koccaman bir liste geldi elime. Kırtasiye malzemeleri... Tek anlamadığım o kadar prit, tutkal ile ne yapıştıracağınız :) Ve 3 yaş için bir eğitim dergi seti almamız gerekiyormuş.

Bu arada evimize aldığımız bir dergi seti var. Anaokulu Dergisi...
Tamı tamına 96 dergi. 8 klasör halinde elimizde. Her sayının içinden kavram kartları ve bir takım stickerlar çıkıyor. Ve bu stickerlardan biri de yıldız. Derginin içeriğindeki çalışmaları bitirdikten sonra ödül olarak o yıldızı kazanıyorsun, ve yine gelen genel kolinin içinden çıkan "gelişim takip tablosu"na yapıştırıyoruz. Oraya yıldız yapıştırmak senin için ne büyük bir olay!

Benim için büyük olan şey ise senin o derginin sunduklarını anlayıp, algılayıp, çözümleyebilmen. Renkleri biliyor, şekilleri eşleştirebiliyor, resimli hikayeleri belleğe kaydedip içinden çıkan sorulara yanıt verebiliyorsun.

Meğer sen ne çok büyümüşsün!

Evimin yıldızı...

Yavyuuuum

21 10 2009

Ne kadar uğraşsamda...

Oğlum...
Ne yaptın ettin, ısrarla sakındığım popüler dünyadan bir 'süper kahraman' edindin kendine. Hatta bir de değil, iki.

Öyümcek Adam
İnce kappumba (ninja kablumbağa)


24 09 2009

Hunter

Babamı gururlandıran olay. Mercan kuş yakalıyor. Babam seviniyor "hehe kuşçunun torunu kuşçu olur"... 


Kapıyı açıyor dikkatle 

Ama eli yetişmiyor 

Çaresizce etrafına bakınırken 

fondan bir ses (ben) 'kafanı sok oğlum' diyor... 

Ve işte bingoooo 

"uyyy anneee bak çok tatlı dimiiii"

Emzik ve kahve mevzusu

Ramazan Bayramı geçti (çocuuum geçtiğimiz hafta bayramdı yavrucuğum). Herkesin geçmiş bayramını kutlar gözünden öperiz.


Mercan bu bayramı yediği şeker ve çikolataları öğütmeye çalışmakla geçirdi çünkü gelen çocuklara vermek üzere aldığım şekerlerlemeler, kendime aldığım şekerlemeler, amcasının kendi için aldığı çikolatalar falan derken hedef büyüttü bir büyük torba alıp mahalleyi gezmesinden korkmaya başlamıştım. Yemesi hoşuma gidiyor ancak yedikleri şeker-çikolata olunca tedirgin oluyorum. Hele birde 'yeme' dememe rağmen 'yicem işte' deyip içi karamelli şeyleri ağzına atması!!! Dişine yapışıyor karameller, deli oluyor.. oluyorsun... yavrucuğum

Ve asıl haber. 

Çocuum ileride okuyup bana kızacaksın belki seni kandırdığım için bunu yapmak zorundaydım çünkü laftan anlamıyorsun bazen.

Tuvalet alışkanlığını edinmemiz ve beze veda etmemizden sonraki ilk büyük adımımız ise emziğimizi oyun dışı bırakmak oldu.

Kreşe giderken kapının ağzında 'abi du bi fırt daha çekiyim' edasıyla ağzına sokup coklattığı sonra dolabının üzerine koyduğu emziği, akşam eve geldiği vakip fellik fellik arıyordu bizim arkadaş. Ne diller, ne acı ama gerçekler anlattık. 

"oğlum o bebekler için", 
etrafımızdaki bebekleri örnek gösterip "bak bebekler yiyo onu, bırak aşkım sen abisin artık",
"aşkım ağzın yara olucak", 
"annem bitanem böceeem sen akllı bir çocuksun neden beni üzüyorsun, bebekmisin yavrum sen"

... falan böyle bıdı bıdı bıdı konuştum aylarca. Yani hiç şiddet içerikli, kısıtlamaya yönelten, engelleyen, karşı çıkan tavırlara girmedik. "zıtlaşmayalım" dedik. 

Oldu mu? Hayır.

Sonra çocuuuuuum

:))) üzgünüm annem, makasla kestim emziğini. Evet ben yaptım, kedi falan yemedi. Ve hiçbir mağaza görevlisi de sana "aaa senin dişin var, biz sana emzik veremeyiz" gibi bir diyaloğa giremez yenisini almaya gittiğimizde. Müşteri daima haklıdır, ve müşteri velinimettir çocuuuum.

İstemediğim yolla ancak kesin ve başarılı bir şekilde  oldu bu iş nasıl olduysa. Kesik emziğini de hala atmadım. Görüyor, bakıyor ki aynı kesik emzik. Sesini çıkarmadan kendi moduna giriyor. Ve emzik denen lanet lastikten kurtulduk kurtulalı iştahımız bi açıldı bi açıldı, maşallah. Mutluyum, gururluyum. Kandırık yapıp atlattım çocuuumu, hehe duygularıyla oynadım.. ¶#~^!

Kötüsün Mercan. Hep senin yüzünden

Akşam kahve içmek istedik koci ile. Mercan:

- mende mende mende
- ne sende oğlum??
- kayfi istioğum
- hmmm

dumur. abi sana ne kahveden. otur sütünü iç, suyunu iç, meyve suyunu iç, yoğurt ye. yok illa soda içicek, kahve içicek......

koci inanılmaz yufka yürekli. o kadar yufka ki sinirimden fırına sıkıştırıcam kafasını bir gün farkında değil. 

tamam dedi, kahve yaptı. ikisi heyecanla kahveleri salona getirdiler, fincanları bıraktılar. Mercan yine o bitmek bilmez 'izzah etme' moduna girdi. Olayların, kişilerin, davranış gereksinimlerinin farkında olduğunu belirtmek istiyor bazen. Karşı koymuyorum. Koyamıyorum çok eğlenceli çünkü. Koymuyorum çünkü "o bir birey"*.


- bu babayın
- bu anneyin
- bu meycanın
- bu babanın
- bu anneeein
- bu meycanının
- bu meycanın
- bu babayın.

fincanları diziyior.

- bu babanın
- bu anneniiin
- bu babanın..

- tamam annecim içebilir miyiz?
- tamam ama bu babanın
- tamam yavyum
- bu da meycanın

içtik ama nasıl içtik tam hatırlamıyorum.

duruma istinaden kahve analizi:

kahveli süt içen ısrarcı boğa çocuğu, sütlü kahve içen yufka yürekli akrep babası, sek kahve içen despot oğlak anası.

16 09 2009

Huzur doluyum....

- Nuyan'ı öptün mü annecim
- hı hııı


Mutluyum, dün nuyan'a küçük bir de hediye aldım. Gönlünü almak için. Kadın duygu patlaması yaşadı. Bu arada o kadının öksüz büyüdüğünü de öğrenmiştim. O yüzden onu üzdüğümüz için içim içimi yiyordu. Biraz olsun hafifledi şimdi. Birde Mercan ona koala gibi asılmış vaziyette geldi dün akşam servisle. O kare de görülmeye değerdi. Aralarının iyi olduğuna sevindim.
***
Yarın ofiste ağır bir müşteriyi ağırlayacağız bu arada. Hem gururluyum hemde ezik. Çünkü bizim ofis onların toplantı odası kadar :)))

Aman ne yapalım canım. Önemli olan boyu değil işlevi zaten :) Yaptığımız sunumla 5 ajanstan son ikiye kalmayı başarmış insanlarız sonuçta. Yarın da kafalarsak iş bizim. Gelsin paralar :)



Ve bu sabah sevgili komşum kumru kuşumun yuvasında yavrularını bırakıp gittiğini gördüm. Çok üzüldüm. Mercan'a, "yavrularına yemek almaya gitmiş annecim" dedim inşallah lohusa bunalımından gezmeye çıkmıştır ve döner. Yoksa kargalar yer o yavrucukları yaa. Yazık çok üzüldüm valla.

15 09 2009

Nuyan Masum!

Ya ben vicdan azabından sızım sızım sızlanıyorum. Dün, Mercan'a 1 yıldır bakan kreş ile telefon görüşmemiz doğrultusunda akşam üstü görüşmeye gittim. Servis şoförü dahil herkesin beti benzi atmış, kanları donmuş ağlamaklı bir şekilde buldum onları. 

Oğlum.. İleride bunları okuyacaksın. Ben dengesiz değilim. Anneyim. Sen bana "nuyan bana vuydu" dedin, bende kimseyi dinlemeden tamamen olumsuz şeyleri dinlemeye ve bunları kurgulamaya başladım.

Ah benim oğlum.

Artık büyüdüğün için seni nuyan'ın grubundan almışlar ya.. Hani sen de bütün gün kendi öğretmeninden kaçıp onun peşine gidiyormuşsun ya... 

Koskoca kadın, hüngür hüngür ağladı dün.

"Kakam var diye bana geldi, keşke altını temizlemeseydim, bıraksaydım kendi öğretmenine gönderseydim, kıyamıyorum ki"

"Deryacım, Mercan bana bebekken geldi, onun kakalı bezlerini aldım, altını sildim temizledim, hastalandı baktım, kustu temizledim, öğlenleri yanında yattım uyuttum, ben nasıl ona vururum söylermisin"

Herkes ağlıyodu, herkes neden Mercan'ı sorgusuz sualsiz aldım diye bana kızgındı. "o burada bizim gözbebeğimiz. Değil vurmak, bahçede yere düşse 10 kişi koşar başına" dediler...

Düşününce doğruydu. Mercan hepsini severdi, servisten aldığımda öpücükler atardı onlara...

Sonra enteresan birşey oldu. Ben henüz seni verdiğim yeni kreş hakkında hiçbirşey söylememişken birisi dedi ki... "Canım o Mercan'ı gönderdiğin kreş, sahilde bir kreş mi?"

.... eeee. evet.

Attıkları bokları anlattığım için, onlar da onlara bok atanı tanıdılar tabi hemen.

O kreşin sahibi, eskiden bu kreşin velilerinden biriymiş. Gitmiş bir kreş açmış, yanına da bu kreşteki 10 yıllık öğretmenlerden birini almış meğer..

Alla alla ya "dallas gibi anasını satim" dedim.

"Şimdi Mercan nerde, kim bakıyor Mercan'a, Mercan'ı getir" dediler sürekli, "para da istemez, oğlumuzu getir" dediler, ağladılar. 

E peki dedim, nedir bu "nuyan vuydu" dedikodosu. Niyce avcılardaki velilerde böyle bir semptom var?

"canım benim o bizim öğretmenlerimizin suçu, bunu kabul ediyorum bu bizim suçumuz, çocuklar büyüyüp nuran'ın grubundan çıkınca diğer büyük yaş gruplarının öğretmenleri yaramazlık yapan çocukları 'seni nurana veririm kızar/seni nurana veririm' diye tehdit ediyolar, bebeklerin arasına gidecekleri için çocuklara da itici ve kötü bir ceza gibi geliyor bu"

dediler...

ya ben neticede Mercan' ı bugün eski kreşine gönderdim, Mercan'da özlemiş onları ki öptü hemen atladığı kucağın sahibini. 

Aslında şimdi içim daha rahat. Orada ne kadar sevildiğini akan gözyaşlarından anladım dün. 
Olay bizim yargısız infazımızdır.

"ne oldu ne bitti" diye kreşe gitmememiz ve kimseye sormayışımızdandır.

Ayrıca dün şu yeni kreşle konuşup Mercan'ı alacağımı söylediğimde sadece "peki çocuk siz bilirsiniz" yanıtını aldım.

Zarardan erken döndüm.

Şimdi içim çoook rahat. Bundan sonra asla Mercan'ın ağzından çıkan şeylere çok güvenmeyeceğim. Nuran ondan kaçtığı için bizim ki de kendince intikam aldı galiba. İntikamı acı oldu, şimdi o kadının gönlünü nasıl alacağımı düşünüyorum. Çünkü kalbini, gurununu fazlasıyla kırmışız. "Ben nasıl Mercana vurunum, o benim yavrum" dedi durdu.

Ah benim şapşal kafam!!!


11 09 2009

Dün güzel bir günmüş...



- Neresini sen yaptın bebeğim?
- Buyasını (gözünü gösteriyor)
- Başka bişey yaptın mı annem?
- Bunuuu. böööyle....      koydum. (burnunu gösteriyor)

09 09 2009

Kod adı: nuyan

Nereden başlasam bilmiyorum. Yazacaklarım okuyan insanlarca ayıplanacak, ileride oğlum tarafından tatsız birer anı olacak... Şimdi gerçekten nereden başlayacağımı bilmiyorum. Ama kreşle birlikteliğimize bir son veriyorum.

oh. başladım.

Mercan geçtiğimiz cuma günü servisten indiğinde "nuuyan vuyduuu" (nuran vurdu) dedi bana, yanağına eliyle vurdu bunu anlatmaya çalışırken. Bu yaşlarda ısrarla sorulan soruların cevapları etkilediğini bildiğimden ısrarla "nuran sana vurdu mu oğlum" diye sormadım. "Bugün neler yaptın oğlum" dedim.. falan falan.. ne yemek yedin, kimle yedin, hangi oyunları oynadın.. hadi şarkı söyleyelim annecim...

Bu arada Mercan'ı servisten alırken olayda adı geçen -nuuuyan- bana dedi ki.. "mercan bugün kakasını yaptı annesi, bende ona kızdım" dedi ve göz kırptı. Bende "kazayla olmuştur dimi annecim" dedim ve gerçekten üzerinde durmadan mercanı kucağıma aldım eve çıktım. Ama ondan sonra ki Mercan bana "nuuuyan bana vuyduuu" dedi olay dondu. 

Şimdi daha önce de söylediğim gibi, 2-3 defa üst üste "nuran sana vurdu mu, niye vurdu" desem o olayı olduğunun 10 misli büyütecek ve sürekli "nuyan bana vuydu" diye gezecek ortalarda. O yüzden olayın yanından yöresinden sorular sorarak olayı anlamaya çalıştım. Tahminlerime göre Mercan kakasını bir şekilde tuvalete yapmamış, veya birazını kaçırmış, bunu yakalayan nuran da Mercan'a kızmış ve korkarım ki vurmuş da... 

Şimdi bu olayın da derinlerine inecek olursak, tuvalet konusunda baskı kurulmuş ki Mercan kakası geldiğini olağan bir şekilde dile getirmemiş ve kaçırmış. Yani ya "kakanı buraya yapacaksın" diye kızdılar ona ya da başka çocuklara kızıldığını, veya  kazalar sonucunda azarlanıldığını, vurulduğunu gördü ki tuvalete gitmeyi/kakasının geldiğini söylemekten çekindi.

Bilmem aktarabildim mi? Kafamda öyle çok senaryo var ki. Olay son olarak kafamda böyle şekillendi çünkü evde bunu yapmıyor, kakam geldi deyip uyarıyor bizi. Tuvalete gidiyoruz. Bu kadar kolay...

Dolayısıyla kociyle birlikte kreşten aniden soğuduk. Ancak bu konuda gidip tepelerine binme yöntemini seçmedik. Çünkü Mercan abartılı anlatıyor da olabilir. Ve bizim gidip onları sorgulamamız arayı tamamen soğutarak gün içindeki Mercan'a karşı tavrı farklılaştırabilirdi. O yüzden sadece pazartesi gün oğlumu servise verirken, Mercan'ın birşeyleri anlattığını, olayları bize aktardığını belli edecek şekilde "oğlum bugün pazartesi sendromu yaşıyo nuranın yüzünden" lafını açtım. Tabi hemen "aa noldu ki" dediler.. "Mercan Nuran'ın ona vurduğunu söylüyor, ve bugün gelmek istemedi" dedim. Hemen "aa yok olur mu" ya döndü muhabbet. 

Ama soğuduk işte.. Birde 2-3 ay evvel parkta karşılaştığım 5 yaş grubundan bir çocuğun velisiyle geçen dialoğumuz var...

V: Kimin grubunda Mercan, Nuran'ın mı?
B: Evet.. 
V: Hııı.. Nasıl aranız iyi mi?
B: İyi canım, neden kötü olsun ki, Mercan'ı çok seviyor zaten. Hem Mercan'da olumsuz şeyler yansıtmıyor bana akşamları....
V: Hıı... Ne bilim. Ben Nuran'ı sevmem de. Onun yüzünden kreşle kavgalıyız
B: Nası yani, ne oldu ???????????
V: Bigün x'i servisten bi aldım, yanağında bayaaa bi beş parmağın izi var, ne oldu diye sordum arkadaşlarıyla kavga etmiş dediler. Sonra x'e sordum nuran vurdu dedi. Hemen koştum kreşe gittim ertesi gün nurana sordum 'bişey yapmadım küçükleri itip kakıyolardı oynarken şöyle bi dokundum' dedi, 'sen kimsin ki benim oğluma şöyle bi dokunuyosun, izi hala duruyo' diye bende y hanıma gittim nuranı ordan attırmaya çalıştım, bi süre uzaklaştırıldı sonra yine geri geldi. nuranın olayı çoktur. onun için soruyorum. küçüklerin yanına büyükler gelince indiriveriyo tokatı, öyle güldüğüne bakma ne sinsi o!
B: ...... inanmıyorum !¨å¬Ω`¬~å®#
V: Tabi dikkat et, akşamları sor, nuran vuruyomu diye sor, sorarsan söyler

O zamanlar tabi ki şu an düşündüğüm şekilde düşündüm ve direkt olarak "oğlum nuran seni dövüyor mu' diye bir soru sormadım Mercan'a..

Bugüne gelelim...
Yakın bir arkadaşımız bize kendi çocuklarının gittiği kreşi önermişti bir süre önce.. Ama ben Mercan'ın düzenini bozmamak adına dikkate almamıştım fazla. Bu olaydan sonra tabi durum değişti. Bugün o kreşe görüşmeye gittik. Ve kreşin sahibiyle aramızda şöyle bir diyalog geçti...

Ben Mercan'ın bu değişikliği nasıl göğüsleyeceği doğrultusunda kaygılarımı anlatırken, X bey de bana Mercan'ın artık gün içindeki olayları aktarabilecek yaşta olduğunu, bu değişikliğin en tek aynasının yine kendisi olduğu konusunda birşeyler anlatıyorken...

X: ...Mesela bir velimiz var, bir kaç ay evvel kızını bize getirdi. O da başka bir kreşten geldi, kızı eve geldiğinde -yanağına vurma efektini yaparak- "nuuyan vuyduu" diyormuş...
B: ..............?!?¨åΩ娴~`¥å`´~ nası yaaa?
X: evet gerçekten...
B: ............'deki nuuyan mı bu nuyan?
X: ........ evet.... ben özellikle kurum adı vermemiştim ama...?
B: .....Mercan'da nuuyanzede. inanmıyorum.
X: Alla alla. Bende başka bir olayda daha duymuştum bu Nuran'ı...
B: Bende duymuştum ama öyle güler yüzlü öyle tatlı ki konduramamıştım.
Y: evet bende onların vukuatlarını biliyorum biraz, ama şimdi yeri değil neyse...

Yani bizim nuuyan bildiğin sabıkalıymış.

Oha falan oldum. 

Bu arada kreşi gezdik. Başöğretmenleri bize eğitim programları ve aktiviteler ile ilgili detaylı bilgiler verdi. Çok güzel konuştu, zaten kendi de emekli öğretmenmiş. Yıllık çalışma takvimini, ders programını hep o hazırlıyormuş. Kreş içindeki ve dışındaki aktiviteleri anlatıp, mutfağı ve mutfak işleyişini anlattılar. "bakın herşeyi marka seçeriz" diye de gereksiz bir irdeleme yaptılar bence. Ama konuşmak kolay. Tatlı tatlı konuştular da ben ne tatlı konuşan agresif psikopatlara oğlumu bırakmışım!!!!! 

Tek birşey beni ikna etti (başka şeyler de var da..). Kreşin sahibi insan uzun zamanlar çocuklarını emanet edebileceği bir kreş aramış durmuş. Deneme tahtasına dönmüşler. Çocuklarda adamda.. Sürekli hastalıklar, sevimsiz dönüşler, psikolojik gerilimlerle geçmiş. Ve adam sonunda o kadar bıkmış ki "bu işi ben kendim yapayım en iyisi" diye düşünmüş. 3 Katlı  müstakil bir evde bu işin temelleri atmış. Ve yapmışken tam yapalım diye 8-10 çocuk gelişimi mezunu insanı bir araya toplamaktansa, uzun yıllarını eğitimci olarak geçirmiş tecrübeli birinin yardımıyla desteğiyle doğru düzgün yapmayı tercih etmiş. Kendi çocukları da orada. 5 yaş grubundalar. Ve kendi çocuklarının orada olması da beni kandırıyor. Çünkü kendi çocuklarının psikolojik sağlığı için başka çocukların da ruh sağlığının refahını sağlamak zorundalığının farkında. Bende farkındayım.

Tuvaletleri, mutfağı, oyun alanı... Henüz çok oturmamış. Ama bir çocuğun her türlü gereksinimi eksiksiz biçimde mevcut.

Ve ben Mercan'ımın ön kaydını yaptım.
Yarın Mercan yeni bir kreşe gidecek. Yarın ve cuma günü deneyeceğiz. Hepimizi... Ama şu anki kreşine bunu henüz söylemeyeceğim, eğer herşey yolunda ise sert bir dille oğlumu oradan aldığımı ve sebebini çemkirmek suretiyle ilan edeceğim. Fakat yok eğer burası olmazsa bir süre daha ite kaka dualarla oğluşumu oraya gönderecek, hiç olmadı işi gücü bırakıp evimde oturacağım. 

Ve orası ile bağlantımı kestiğim an kurum ve şahıs isimlerini duyurmaktan çekinmeyeceğim. Double masraflı gösteriler, aktiviteler, sürekli yenilenen halıfleksler, boyanan duvarlar, kuaförden çıkıp görevi başına geçen öğretmenleri ile oranın aslında göründüğü kadar parlak bir yer olmadığını herkes bilmeli (en azından semtim insanları).

Bakımlı bahçeler, renkli boyalı duvarların ardında neler olabileceğini bilemiyoruz malesef. Tıpkı o resimler çizilmiş duvarları gibi renkli ve güler yüzlü suratları ancak oyalıyor bir süre. 

Tabi yazımı böyle sanki çocuklara tekme tokat giriyorlarmışçasına devam ettirdim sanki ama öyle değil tabiki. Öyle bir yer olsa Mercan'ı hiçbir kuvvet sabahları o servise bindiremez. Gitmez. Biliyorum. Ağlar. Akşamları mutsuz olur, ne yemek yer, ne oyun oynar... Kendilerince iyi bakıyorlar çocuklara, ilgililer, şefkatliler, sevgi dolular. Ama anladım ki tamamen yüzeysel. 

Problemimi başka velilerin yaşamış olması aslında bizi sorunun o öğretmende olduğu gerçeğine götürür. Doğru. Peki o öğretmeni orada hala, ısrarla barındıran yönetim?

O öğretmen bir şekilde özel yaşantısındaki (bir kere koca aradığını söylemişti, dedikodusunu yapayım da tam olsun) sıkıntılarını tahammül sınırı aşıldığı vakit çocuklardan çıkarabilen, öfkesini kontrol edemeyen biri. 2 kişiden daha aynı olayı, aynı diyaloğu aynı ismi duyunca ben ne düşünebilirim ki? 

Benim yerimde başkası olsa, doğru koşar çocuğunu alır belki. Ama sonra? Bugün kreş anaokulu safhalarını benim işimi bırakmam yönünde tamamen sorunsuz geçirebilecek iken, yarın öbür gün okula başladığı zaman ne yapacağız. Öfke kontrolü olmayan öğretmenler, mutsuz sorunlu sınıf arkadaşları yüzünden çocuğu alıp evde mi oturacağız. Açıkçası ben o evde eğitim zırvalarına inanmıyorum. Evde alınan temel eğitimdir. Yaşamayı, toplumda bir birey olmayı, kişiliğinin gelişmesini ancak sosyal ortamlarda bulunarak öğrenebilir çocuk. Ben zayıf kişilikli, pısırık, içine kapanık, korkak bir çocuğum olmasını istemiyorum. Her yere zırt diye girsin, herkesle konuşacak şeyi olsun, her insan modelini görsün istiyorum.

Kötü bir modelimiz oldu çok şükür. Ama kötü modeller yüzünden oğlumu izole edemem. "Önce oğlum gelir" deyip dünyaya çocuk doğurmaya gelmişim gibi davranamam, eğitimimi, emeklerimi, işimi gücümü bırakamam. Herşey kararında olmalı. Neyseki o düzensiz vakitsiz günlerim geride kaldı. Böylesi sabah erken kalkıp giyinip işe/okula gitmek, akşam evde buluşup oyunlar oynamak konuşmak çok güzel. Büyüyen oğlumun da bana anlatacakları var artık. Benim ona anlattıklarım gibi...

Şimdi yarın yeniden başlıyoruz. Bu bir kaç günlük deneme. Ama gün sayısından ziyade yarının ehemiyeti önemli. Yarın Mercan neler yapacak?

Bu akşam ona anlatacağım. Duygusal değer ve yargıları kavramadığı için henüz, ona sadece yeni oyuncak ve kardeşlerden bahsedebileceğim sanırım. Bu oğlumla ilk ve en önemli konuşmam olacak.

Bu akşam oğlumu karşıma alıp konuşacağım. Beni anlamasını ve sabah kalktığımızda tüm anlattıklarımı anımsamasını ümit ediyorum. "hayır" demesinden inkar etmesinden korkuyorum açıkçası. Herşey yarın gün içinde web videodan ve akşam eve dönüşünden belli olacak. İnşallah doğru bir karar vermişimdir bugün.

Bu arada balkon komşumuz halen kuluçkada. Kendisini yakından izliyoruz.

04 09 2009

Günlerden cuma olunca neşe doluyor insan

Çalışan eleman olmadığımdan ve pazartesi sendromu yaşamadığımdan [kendi ajansımı açtım ya :)))] cuma neşesi de anlamsız kaçıyor ama olsun. 

Cuma Mercan için haftanın son günü mesela. Yarın okuluna gitmeyecek, ve bütün gün "çöp ayabasııııııı" diye bob the builder isteyebilecek. Sonraaa... gezebilicez, oynayabilicez...O istememesine rağmen ben ona resim yaptırmaya çalışabileceğim! Ya bu çocuk bana çekmemiş, hiç resim yapmak istemiyor, sevmiyor. 
Suluboya ile oynamayı ve renkleri karıştırmayı seviyor ama bu karışıklığı kağıda aktarmaktan kesinlikle zevk almıyor. 
Sanatla ilgilenmeyecek. Orası kesin. 
Benim çocuuum ünlü bir şef olacak, mutfakta şaheserler yaratacak ve kızlar onun mutfaktaki becerilerini izlerken kendilerinden
geçecekler :)) Boş zamanlarında da kepçe, vinç operatörlüğü falan yapacak sanırım :)) Veya otopark mafyası da olabilir...
Photo Flipbook Slideshow Maker
Benim...
Kirpikleri göğe, gülüşü kalbime değen oğlum.
Geceleri kafamı yasladığım küçük bedenin,
güven veren,
ipek saçların serpildiği
omuz olacak
bir gün...

Ehi :) Mal Bihter. 

Bu sezon ne olmuş ona bi haller olmuş, rengi solmuş, giydiği oturmamış. 


03 09 2009

..

Hep iyi olmaya çalışıyorum ama sınırlarım zorlanıyor sanki. Canım cicim diyorum, hayatım şekerim diyorum "ha/hö" diyo!

Hey sen!
Yorgunum, canım sıkkın, derdim başımdan aşkın. Hayat senin başıma sardığın karamsarlıkları, talihsizlikler silsilesini, yalnızlığı, içe kapanıklığı benimseyebileceğim kadar uzun değil malesef, üzgünüm. Gidilecek çok yer, dinlenecek çoook söz var. Hep anlatmaya çalıştım birşeyleri ama anlamadın. Ve ben düşündüm de... Zamanım daralıyor. Bu konuda birşeyler yapmalıyım. Bu kez sözlü değil yazılıdır ihtarım.

Dikkat dikkat. Tepik geliyor!



02 09 2009

exercise

Öylesine...

Uzun zamandır hissetmeyi unuttuğum veya işler yüzünden hissetmeyi istemediğim şeyler kıpırdanmaya başladı. Millet baharda kıpırdar, ben güzde... Yine her yıl olduğu gibi geleneksel "havalar soğuyo yaşasıııın" moduna girdim. Ki sadece 2 damla yağmur attı, biraz da rüzgar estiriyor o kadarcık. Olsun. Metin olalım! Havalar soğuyacak. Hırkalar giyeceğiz, cam kenarları anlam kazanacak, kahvenin zevki artacak.

Bu arada, bu sene kesinlikle deniz, kum, plaj, güneş kelimelerini cümle içinde kullanabileceğim bir yere gitmemiş bulunmaktayım. Ben dikkat ettim de biz her yıl daha çok işin gücün içinde buluyoruz kendimizi, buna bir şekilde dur demek lazım.
Neyse..

Haftasonu uzun süredir eşiyle balkonu ziyaret eden kumrunun nihayet saksıyı tuttuğunu ve yerleştiğini gördüm. "Merhaba komşu biz yeni taşındık" diyaloğu beklemişçesine biraz içerledik böyle aniden burun-gagaya gelince. Ama çabuk kabullendim. Hem kumrunun ulvi bir görevi olduğunu öğrendim. Poposunu kaldıramadığı saksının içinde, küçük beyaz birşey...


Şimdi gecem gündüzüm o kumruyu düşünmekle geçiyor. 
Dün ofise gelirken yağmur bastırdı. Aklıma ilk gelen ne açık olan salonun penceresi nede yeni silinen camlardı. "Allah" dedim.. "Kız ıslanıcak şimdi orada"!

Bir önceki gün de öğleden sonra bulunduğu yere çok güneş geldiği için gölgelik yaptım. Kıyamadım güneşte kavrulmasına. Yanına su ve bulgur koydum. Ama kumrular bulgur sevmiyorlarmış. Hatta hiçbir kuş sevmiyormuş sanırım. Çünkü ben o bulguru oraya koyduktan sonrada endişelenmeye başlamıştım, "şimdi başka kuşlar gelir bu bulguru yemeye de rahatsız ederler aileyi" diye.

Dün akşam da acaba eşi ona yiyecek birşeyler getiriyormudur diye kafama taktım. 

Selamsız sabahsız bir kuşu niye bu kadar sahiplendim? Şelaleyi terk etmiştim, vicdanım mı sızlıyor?

"Anne ağyama, ben sana çiçek alcam" derdi şimdi Mercan olsa...

Zaten Mercan olmasa.... Öldürdüğü interesting canavayları hastaneye taşıyan, iğnesiyle şurubuyla bireysel olarak ilgilenen bir çocuğum var çok şükür. O bana yanakların en yumuşağını, öpücüklerin en sulusunu, çiçeklerin en pembesini ve tesellilerin en güzelini verir hep.


20 08 2009

1, 2, 3, 4, 5, 9!

Mercan dün akşam babasıyla üzüm yerken sayı sayıyor...


biiiy
ikiii
üüüt
döööyt
biiis
tokus

-hani altı, hani yedi
-hı
-hadi baştan. biiiir
-ikiii
 üüüt
 döööyt
 biiis
-altı altı
-aytıııı

.....

ve saat 22.00 dolaylarında "hunters"!

- babaaaaaaaa! bak orda canavar vay
- hani nerde oğlum

gösteriyo.. yemek masasının altına girmiş şerefsiz canavay :)

- öldür oğlum hadi
- tışş tışşş... babaaaaaaaa! öydü
- tamam oğlum

kucağına alıyo canavayı.. hastaneye götürüyo..

.......

Mercan şoför, babası zavallı yolcu..

- babaaaaaaaa! gidiyos
- nereye oğlum
- canavaya

.......

Siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın, canavar, robot, hayalet, öcü gibi şeyler çocuğunuzun hayatına bir şekilde giriyorlar malesef. Ben her ne kadar "canavarlar çizgi filmde olur oğlum" desemde ikna edemiyorum. 

Kreş hayatı.. 4-5 yaş grubunun hayal dünyası ve hayal dünyalarını körelten çizgi filmler sayesinde, televizyondan sakınmaya çalıştığım çocuuumun artık bir 'canavayı' var. Ama oğlum onu öldürüp öldürüp hastaneye götürüyor, bazen iğne yapıp iyileştiriyor, sonra yine öldürüyor, öldürmediği vakitlerde de otobüsle veya
 kamyonla evine gidiyor :)))

Tışş-tışş diye öldürmelerde kreşten bulaştı zaten. Yoksa evimizde kocimle birbirimizi tışşlamak gibi bir huyumuz yoktur.

........

Büyüyen oğlum! Ben büyüdükçe masumiyetini kaybedip tatlılığını yitireceğini düşünürken (içimden atamadığım bir korkudur) o inadına büyüdükçe güzelleşiyor. Her hareketi bir olay, her cevabı, her sorusu bir hikaye, her tavrı bir komedi.

Dağınık bir çocuk olmamasına rağmen istemeden yarattığı dağınıklığı 
bile güzel. 
Salonun ortasını otogara çevirmesi mesela. Her bir arabayı özenle dizmesi. Dizdiği yerler... Bazı geceler o uyuyunca topluyorum, sabah göremeyince çıldırıyor! Bazen ayağımıza dolandığı için yerlerini değiştiriyoruz, ama yine özenle diziyoruz kociyle.. Yok! Onu da farkediyor. Kızıyor.

"Aneeeeeeeeee! Naptın"
-ee şey oğlum. bak ama ne güzel olduuu, baksana bu arabanın tekerleği nerde?..

Falan derken kaynatıyorum.

14 08 2009

Sesimizi duyuralım!!


İnanmıyorum. Niye böyle sinir oldum. Neden "ulaaan yaptı yine yapacağını" der gibi gözlerimi kısıp pencereden dışarı bakıyorum noluyo ya :)))))


Gülüyorum ama sinirden.

Sanki iş yerinde sevmediğin bi hatunla aynı aynı şeyi giyip pişti olmuş gibi....

Bergüzar Korel oğlunun adını Mercan koyacakmış!!!!

Ba-ba-ba!!!

Oğluma 'Mercan'  adını koyacağımı ilan ettiğimde herkes "aa mercan mı" demişti. Değişik gelmişti. Ama ben değişik olduğu için değil, denize ait bir parça olması nedeni ile Mercan ismini seçmiştim. Derya Mercan'ı.....

Sanki oğlumun birşeyi çalınmış gibi hissediyorum şimdi. Veya itibarı sarsılmış gibi...

Hasta anne oldum yine.

29 06 2009

Tok sebiyem!

Anne evde oturmaya başladı nihayet...

Artık eve Mercan'dan önce gidip ona yemek hazırlayabiliyorum :)) yupi! Birlikte yemek yiyip, oyun oynuyoruz, yıkanıyoruz, dolaşmaya çıkıyoruz. Tüm akşamlarım ve haftasonlarım sonuna kadar Mercan'ın artık.

Ancak bu seferde baba ortalıkta yok :( Onun işleri yoğun, ve gelemiyor, geç geliyor vs...

Mercan çok çok sevdiği babasına bu sesli mesajı kaydetti :))))

video

24 06 2009

Büyük iş!



Mercan Deniz, dün akşam gerçekten büyük bir işi başardı ve aylardır banyoda duran lazımlığına kakasını yaptı :)

Belki 6-7 aydır orada duran lazımlığa zaman zaman oturuyor, bişey yapmış gibi kalkıp rezervuarın butonuna basıyordu. Yani aslında tuvalette işler nasıl dönüyor uzun zamandır farkında. O kadar ki, markette gördüğü bir ürünün tuvaletle alakalı olduğunu anlayıp ambalajın renklerinden de (bence anlıyo bu çocuuum ya) kendine özel bir ürün olduğu sonucuna vararak aldırmıştı (kutu içerisisindeki ıslak tuvalet kağıtlarından).

Çok ama çok gecikmiş, ancak ucunda ölüm olmayan bir işti tuvalet eğitimi. Kendi tuvaleti vardı, oraya ne zaman gidiliyor, nasıl kullanılıyor, sonre neler yapılıyor biliyordu. Tamamen benim çalışmam kaynaklı bir gecikmeydi. 

Kreşin bir çok güzel getirisi var hayatımıza. Ama koordinasyon bozukluğu olabiliyor arada. Bozukluklar dedim ama aklıma birşey gelmedi. Kış aylarındaki hastalıklarında veya bazı rutin ilaç kullanımı dönemlerinde kesinlikle iyilerdi. Veya özellikle birşeye dikkat etmelerini istediğimde ettiler. Benim gözümden kaçan şeyler aktardılar...

Tek güncel problemim, evde benim mercan'ın poposunu kolladığım gibi kreştekilerin bunu yapamaması. Fakat bunu onların eksikliği hatası olarak göremiyorum. Çünkü kişi başına 1 öğretmen düşmüyor malesef. Ve dolayısıyla birden fazla çocukla ilgilenen bir kaç öğretmen de "çişin geldi mi" "kakan geldi mi" diye peşlerinde dolanamıyorlar çocukların. Dolayısıyla bu kopukluk belki bezi tamamen bırakmamızı zamana yayacak. Eğer Mercan kendisi "kakam geldi" şeklinde öğretmenlerini uyarmaktan çekinmezse başarıyla bezlere veda edeceğiz. 

Akşam kakasını yaptığında o kadar sevindim ve onu öptüm ki kendi farketti büyük bir başardığını. Sonra ona artık büyüdüğü ve abi olduğuyla ilgili bir konuşma yaptım. Birer bardak elma suyu alıp koltukta oturduk. Sanki o anda büyümüştü gerçekten. Bacak bacak üstüne atıp oturdu, bir kolunu yastığın üzerine koydu :) Babasına söylediğimizde çok sevineceğini söyledim ve telefonla arayıp onu uyardım. Geldiğinde o da Mercan'ı kutladı. 

Böyle güzel bir gelişme kaydettik.

Birde "çöp arabası" sorunsalımız var :) Mercan yaklaşık 2 haftadır gördüğü tüm büyük arabalara "çöp arabasıı" diyor. Çöp arabalarına karşı öyle bir hayranlık duyuyor ki hatta "oğlum adın ne" dediğimizde bile çöp arabası yanıtını veriyor. Ayrıca tüm kamyonlar, otobüsler, minibüsler.. vs. de çöp arabası onun kitabında.

:)

22 06 2009

Sahneye yakıştı :)


Mercan'ın kreşinin yıl sonu gösterisi vardı geçtiğimiz cumartesi günü. 25 Aylık oğlum, 3-4 yaş grubunun gösterilerinde boy gesterdi :) kendi yaş grubundaki çocukları kapsayan bir oyun organize edilemedi çünkü :)) ama Mercan doğuştan catwalk yapabildiği, kolbastı oynayabildiği ve rol kesebildiği için paylaço dansı, küçük askerler ve kolbastı dansı gösterilerine kaynak oldu :)))

fotoğraflar ben çok arkalardan ilkel bir şekilde çekmeye çalıştığım için kötü aslında. insan hem çocuğunu izleyip alkış tutmayı, hem gururlanıp ağlamayı, hem de fotoğraf çekmeyi aynı anda yapamıyor bunu anladım.

oğlumun ilk sahne deneyimi..
oğlumun ilk gösteri deneyimi...
benim ilk "bitmeyen okul harcamaları" silsilesine girişim..
kocimin ilk uzun metraj kameramanlık deneyimi...


19 06 2009

Gülmek sanaaa yakışıyooooor :D


Züpper bi gülmelik. Moraliniz mi bozuk, sevgilinizden mi ayrıldınız, ajansın telefonları çalmıyor mu, tatile gidemiyor musunuz, akşam evde yemek yok mu?

Hiç dert etmeyin. Tıklayın, tıklayın, tıklayın. Tıkladıkça gülün, güldürün :)
p.s: klavye ile çalışıyor :))

18 06 2009

Mercan'ın üflediği pasta bir başka olur...


15 06 2009

En sevdiğim sorudur...

Bunda yakınacak, şikayet edecek, sıkılacak bunalacak ve cevap vermede bıkılacak ne var bilmiyorum. Hayatım boyunca bana sorulan en güzel ve en anlamlı sorudur.. "Mu ne?"

Canımın içi yavrucuğum... Bu soruyu üst üste kaç kere soruyor saymadım bile. Belki 5 belki 12... "Mu ne"nin cevabını almasına ve bunu anlamsına rağmen tekrar ısrarla sorması sadece onu ne kadar ciddiye aldığımı tespit edebilmesi için. Kesinlikle. Çünkü farkettim ki son bir haftadır falan benim isteklerime veya sözlerime daha fazla itimat eder, söz dinler oldu. Eee öyle. Herşey karşılıklı. Ben onu ne kadar ciddiye alırsam o da beni o kadar ciddiye alıyor.

Ki yani şu 2 hafta içinde merak eder oldum gerçekten. İnsan nasıl "mu ne" sorusundan şikayetçi olabilir ki? Çok güzel çok tatlı soruyor. Zilyon kere sorsun yine "o domates oğlum" diyebilirim. Zaten dediğim gibi anlamadığından değil, iplendiğinden emin olmak için soruyo. Çünkü 4-5. sorudan sonra ben nasıl gülmeye başlamışsam o da gülmeye başlıyor ve gıdıklanıyormuş gibi gülüyoruz ana-oğul karşılıklı.

Bir de "o ne mu ne" diye dalga geçiyor hatta. Hatta hatta kafa karıştırmak için değişik yerlerden soruyor. Hele en kazık sorusu parmağını ortalık yere doğrultarak sorduğu "mu ne" sorusu. Ben ne biliyim o ne :))))) Neyi gösterdiği belli değil ki. Elini tutup çeviriyorum "hangisi oğlum bu mu bu mu.." demek için. Parmağını gösterip "mu ne" diyor :)))) İnsan nasıl sıkılır.

Canım oğlum! Yakışıklı bademim, kuzu kulağım, yoğurt kaymağım!

Bu arada Mercan, cumartesi günkü açılışımızda pastamızı üfledi. Neyin açılışımı.. Acansımızın açılışı. Deliler gibi ilan edemedim bazı sebeplerden ötürü ama ben bir reklam ajansı açtım laf aramızda. Bunu da laf arasında yazıyorum ki çok dikkat çekmesin diye :))) Şimdi geriye geberene kadar çalışmak kalıyor. Biz sevgili ortağımla buna alışık olduğumuzdan ve pek bir zevk aldığımızdan hiç sıkıntı çekmeyeceğiz.

  

Fotoğraflarla döneceğimdir..




06 06 2009

Kırmızı cumartesi

Bugün kırmızı...
Bazen mekanların ve olayların Mercan'a göre renk değiştirdiğini düşünüyorum. O kırmızıydı bugün, kırmızı başka şeyler gözüme çarptı. Yarın yeşil olur Mercan, sonra laci...

Mercan evin her türlü ölü bölgesini kullanıp değerlendirmeye başladı. Poposunun girdiği her yere gidip yerleşiyo bi güzel. Bu da bugünkü.. 
Hiç aklıma gelmezdi. Çocuk oturdu kitap okudu orada. "Aman oğlum" dedim... "Sen yeter ki oku"

05 06 2009

1 hafta = burası neresi?

03 06 2009

Olympos'tan aşşağı...

Beni üzen, kıran... O bencil, saygısız, insanlığını yitirmiş, çiğ, doyumsuz insanların yanından ayrılalı bir kaç gün oluyor. Hatta yarın bir hafta. 


Geçen hafta bugün gitmemem için ikna etmeye çalışmışlardı beni. Bir hafta mühlet vermişlerdi sözümona otoriteleriyle bana! O kadar kolaydı ki onlar için. O kadar çantada keklik, o kadar basit, o kadar düşünce yetisini yitirmiş gerizekalı bir insandım ki, derhal istifamı geri alır, onların bu 'cömert' tekliflerine gözüm kapalı 'tamam' derdim.. Dimi?

Onlar bulunmaz hint kumaşı, müşteriler tüm ajansların gıpta ile baktıkları müşterilerdi tabi ne de olsa. 

Parti organize etmekten müşterileri ancak ödeme zamanında arayabilen bu insanlar, ofisin temel ihtiyaçlarını karşılamadıkları gibi, karşıladığın zamanda sana 'vermeseydin/almasaydın' diyebilecek kadar pişkin, ama misafire kuşburnu ikram edilemediği zaman 'neden biten şeyleri haber vermiyosunuz arkadaşlar' diye çemkirebilecek kadar hayvani, ve ofisin muhtelif yerlerinde burunlarını temizleyecek kadar vahşi yaşamın bağrından kopamamışlardı ki... 

Bugün öğrendim. Arkamdan atıp tutmaya devam ediyorlar. Ben şaşırmıyorum aslında, her kayıplarında küfürler etmelerine, her kafasızlıklarının bedelini iş kaybetmekle ödediklerinden şahidim ve alışkınım. Ben onların atacakları yanlış adımı, henüz atmadan bilirken, onlar hala kabul edemiyorlar bir bok olmadıklarını. Aylardır o ajansı Derya  idare etti. Her müşteriye o miyavladı, her iş için saatlerini verdi, gecesini ve gündüzünü. Oğluyla geçirebileceği onun hakkı olan her dakikayı, o lanet ajansa (parti evi demek daha doğru) gömdü. 

Hala havalarda, hala uçuşlarda... Hala msn iletileri ile mesaj gönderme çabası. 

Bende bazı atasözleri veya deyimleri yazmak istiyorum ancak, çok basit bir Türkçe konuşmam bile bugüne kadar bir netice getirebilmiş değil. O yüzden mesaj vermiyorum. Cümle kurmaya çalışmıyorum.


Çünkü gerçekten işim var :)

01 06 2009

Paralarım

Güzel olacaksa herşey,
Beyaz olacaksa heryer,
Dürüst olacaksa herkes,
Ve mutlu olacaksam ben...

Paralarım kendimi, yerlerde sürünürüm!

Coming Soon

Biraz daha... 
Ha gayret bana!

29 05 2009

Yeni şeyler...


Ben yeni şeyler yapıyorum.Yeni kararlar verdim, yeni yollar çizdim.
Yolu değiştirmek zor, güzergah farklı nede olsa, alışması zaman alacak, o yolda ilerlemesi...

Ben küçük bir adım attım, sonra bir büyük adım daha.. Farkına varmadan koştuğumu farkettim.

Ben yeni şeyler yapıyorum. İyi mi kötü mü zaman gösterecek elbet, ancak herşeyin eskisinden daha iyi olacağına dair hisler var içimde.

Daha düzenli tertipli olacak herşey. Sabahsa sabah, gece ise gece. Kimse "git, yat" demeyecek "saat geç oldu".

Yada hiçbirşey beni incitemeyecek. Ben izin vermedikçe.

Ben yeni şeyler yapıyorum. Ama neler yaptığı
mı ileriki günlerde yazacağım. Çünkü yaptığım şey kimilerine  "aaaaa" dedirtecek, kimilerine "vaaaay". O tepkileri kestiremediğim için, incinmeyeyim, hevesimi kaybetmeyeyim diye sonra... 

Çok az kaldı.

3 gün önce bir karar verildi. 3 gün içinde ka
pılar açıldı. 

3 gün sonra belki bir ipucu verebilirim.

Yeni şeyler yapıyorum. Listelere çizgiler çekip, yeni listeler yapıyorum. 

Yeni bağlar kuruyorum. Bağlarımı sağlamlaştırıyorum. Kendimden beklemediğim birşeyi yaparken, hiç şaşırmadan yanımda duran adama yeniden aşık oluyorum. Sanki bunu bekliyormuş gibi. Veya tamamen sevgiden o da... Destek olmak, yanında durmak. Güvenmesende yaptığı şeye, ona güvenmek.

Elimi tut. Daha çok işim var!